1806, Baban Aşireti, Abdurrahman Paşa
İsyanı
1833-1837, Mir Muhammed (Soran) İsyanı
1838 1. Han Mahmud İsyanı
1842 - 1847 2. Han Mahmud İsyanı (son döneminde Bedirhan
Beyle ittifaken)
1843-1847 Bedir Han İsyanı
1855, Yazhan Şer İsyanı
1878-1881, Şeyh Ubeydullah Nehri İsyanı
1919-22, Simko (Ismail Ağa) İsyanı
11 Mayıs 1919, Ali Batı İsyanı
21 Mayıs 1919, Mahmut Berzenci İsyanı
6 Mart 1921, Koçgiri İsyanı
4 Eylül 1924, Beytüşşebab İsyanı
13 Şubat 1925, Şeyh Said İsyanı
10 Haziran 1925, Nehri İsyanı
7 Ağustos 1925, Reşkotan-Raman İsyanı
Kasım 1925, 1. Sason İsyanı
16 Mayıs 1926, 1. Ağrı İsyanı
21 Ocak 1926, Hazro İsyanı
7 Ekim 1926, Koçuşağı İsyanı
26 Mayıs 1927, Mutki İsyanı
13 Eylül 1927, 2. Ağrı İsyanı
7 Ekim 1927, Bıcar İsyanı
6 Temmuz 1929, İt Resul İsyanı
20 Eylül 1929, Tendürek İsyanı
26 Mayıs 1930, Savur İsyanı
20 Haziran 1930, Zilan İsyanı
21 Temmuz 1930, Oramar İsyanı
7 Eylül 1930, 3. Ağrı İsyanı
24 Ekim 1930, Pülümür İsyanı
Eylül 1930, 2. Mahmut Berzenci İsyanı
Kasım 1931, Şeyh Ahmed Barzani İsyanı
Ocak 1937, 2. Sason İsyanı
21 Mart 1937, Dersim İsyanı
Değerli Kürt diasporası
mensuplarına!!
Gelinen aşamada herkese önemli
görevler düşüyor, bir Kürt insanı olarak artık kendini
savunmanın zamanı geldi, dünya global sürecinde
çözümlenmemiş sorunların en zor olanlarının bile iplerinin
düğümleri senin elinde. Dünya sana bakıyor: düğüm bu kez
Kürdistan' da, haberin bile yok, ama dünya anahtarı senin
elinde. Bırak artık Türk Arap dostluğu yalanlarını ve
anahtarı kullan. ZİNCİRLERİNİ KOPAR VE KUR BAĞIMSIZ
KÜRDİSTANI,, Hz. Nuh (a.s)'ın gemisinin yeryüzüne
oturduğu yer olan Mezopotamya, insanlığa ve medeniyetlere
kucak açmış bir coğrafyadır. İnsanlık, ikinci defa buradan
dünyanın dört bir yanına dağılmıştır. Mezopotamya'da yaşayan
halklar, tarih boyunca insanlığa medeniyeti, yenilikleri ve
bir çok gelişmeyi kazandırmıştır. Bugün bu coğrafyada
yaşayan halklar içerisinde de en kadim olanı ise
Mezopotamya'nın yerli halkı olan Kürtler'dir. İnsanlığa bir
çok anlamda katkı sunan ve hizmet eden Mezopotamya'nın kadim
halkının evlatları olan Kürtler'e, bugün sahip oldukları
topraklarda huzur ve güven içerisinde, özgürce yaşamaları
çok görülmekte ve buna engel olunmaktadır.
Bu gün Kürt halkının yaşadığı ve Mezopotamya'yı da kapsayan
Kürdistan coğrafyası, emperyalist, işgalci güçler tarafından
beş parçaya bölünerek paylaşılmıştır. Kürdistan'ı paylaşıp
talan etmekle yetinmeyen bu insanlık düşmanı işgalciler,
Kürt halkını da alınansatılan bir **** gibi görüp kendi
aralarında paylaşmışlardır. Kürdistan'ı işgal ve ilhak eden
güçler, Kürtler'in Kürt değil de kendi milliyetlerinden
olduklarını on yıllar boyu ısrarlı bir şekilde bir politika
olarak dillendirmişlerdir. Çoğu zaman da bunu yönetimlerinin
resmi ideolojileriyle destekleyen (sözde!) bilim-araştırma
kurumlarıyla ispatlamanın yollarına başvurmuşlardır. Bu
güçler, Kürt halkının inkarı, imhası ve asimilasyonu için
ise sistematik ve koordinasyonlu çalışmalar yürütmüşlerdir.
Bu politikalarını gerçekleştirmek için de en acımasız yöntem
ve planlarını vahşice uygulamaktan geri kalmamışlardır.
Uygulanan insanlık dışı bu politikalar sonucu Kürtler, bugün
dünyada benzeri görülmemiş bir zulüm ve haksızlığa maruz
kalmıştır. Ortadoğu'nun orta yerinde, en stratejik
noktasında, bütün devletlerin üzerinde hesaplar yaptığı,
ülkesinin beş parçaya bölündüğü, 50 milyonluk nüfusa sahip
olmasına rağmen vatanı ve özgürlüğü gasp edilmiş bir Kürt
Halk gerçekliği vardır.
Yine bu insanlık dışı politika ve uygulamalar sonucu bu gün
vatanlarından, yaşadıkları bölgelerden, şehirlerinden,
köylerinden, mezralarından, akraba ve ailelerinden
koparılarak yabancısı oldukları, ömürlerinde hiç
görmedikleri ve görmeyi dahi hayal edemedikleri yerlere,
uzaklara, ötelere yerleşmek zorunda bırakılan bir Kürt Halk
gerçekliği vardır. Evet sürgünler, katliamlar, zindanlar,
işkenceler, zulümler, yoksulluk ve sahipsizlik mazlum Kürt
Halkı'nın sanki kaderi haline getirilmeye çalışılmıştır.
Bugün Kürdistan'ı beş parçaya bölerek paylaşan zalim
yönetimlerin uyguladıkları vahşi yöntem ve politikalar
sonucu, vatanlarını terk etmek zorunda kalan/bırakılan Kürt
Halkı, Avustralya'dan tutun İskandinavya'ya, Amerika'dan
tutun Orta Asya'nın en ücra bozkırlarına kadar dünyanın dört
bir yanına dağılarak eşine rastlanılmamış bir diaspora
yaşamıştır.
Yunanca 'dia; öte, üzeri' ve 'speiro; yerleşmek,
yerleştirilmek' sözlerinden türeyen "diaspora" kelimesi
değişik etnik birimlerin zorla veya gönüllü biçimde dünyaya
dağılımını ifadelendirmek için kullanılmaktadır.
Sözlük tanımına baktığımızda 'zorla veya gönüllü' ifadeleri
dikkatimizi çekmektedir. Kürt halkının yaşadığı
diasporaların hiçbir gönüllü yönü yoktur. Hiçbir insan ve
topluluk sahip olduğu coğrafyasını, vatanını,
zenginliklerini ve özgürlüğünü bırakarak başka güçlerin
etkisi altına girip esareti, köleliği ve onursuzluğu yaşamak
istemez. Bu durum, elbetteki Kürt Halkı için de geçerlidir.
İnsanlık tarihine baktığımız zaman diasporaların en ağır ve
en acımasız boyutlarını Kürt halkının yaşadığını görmekteyiz.
Kürt Halkı'nın bugün kendi vatanını terk etmesinin ve
dünyanın dört bir yanına dağılmasının en önemli sebebi,
elbetteki Kürdistan'ı beş parçaya bölen işgalci güçlerdir ve
onların Kürt Halkına dayattıkları onursuz politikalardır.
Genel olarak diasporaları incelendiğimizde neden olarak
karşımıza üç temel sorun ve bu temel sorunlardan kaynaklanan
bir çok özel nedenlerin olduğunu görmekteyiz. Bu sorunların
başında gelen ve bizce diğer sorunları da etkileyen temel
faktör SİYASİ nedenlerdir. Sonrasında ise EKONOMİK ve SOSYAL
nedenler gelmektedir. Özünde siyasi nedenler, direkt veya
dolaylı olarak ekonomik ve sosyal nedenleri de beraberinde
beslemektedir.
Bugün itibariyle Kürt Halkı özeline baktığımızda da
diasporaların temel nedenlerini yukarıda ifade ettiğimiz
faktörler oluşturmaktadır. Kürt diasporaların siyasi
nedenlerinin temeli, haklı ve vazgeçilmez istemleri olan;
bağımsızlık ve özgürlüktür. Kürt Halkı'nın bu haklı
istemleri; işgalcilerin menfaat, siyaset, politika ve
çıkarlarına ters düştüğü için kabul edilmemiştir. Kürt
Halkı'nın haklı istemlerini kabullenmeyen bölgesel işgalci
güçler ve uluslar arası emperyal güçler, bu halka karşı imha
ve asimilasyon politikalarını karşılıklı kabullerle sistemli
bir şekilde uygulamışlardır. Bu politikalar sonucu Kürt
Halkı, iki seçenekle karşı karşıya bırakılmıştır; ya
kendisini ve halkını inkar ederek ihanetçi bir çizgide
yaşayacak ya da ölüm ve sürgünlerle karşılaşacak!
Bu iki seçenekle karşı karşıya bırakılan Kürt Halkı, onursuz
ve tamamen ihanetçi bir yaşamdan ziyade, onurlu ve izzetli
bir duruş sergileyerek ne pahasına olursa olsun direnişi ve
özgürlük mücadelesini tercih etmiştir.
Oluşan Kürt diasporasının ekonomik nedenlerine baktığımızda;
siyasi nedenlerden dolayı Kürt halkı, ülkesini işgal ve
ilhak eden güçler tarafından bilinçli bir şekilde yoksul
bırakılmakta ve ekonomik anlamda kalkınmasının önü bilinçli
olarak alınmaktadır. Kürdistan, sahip olduğu doğal
zenginliklerle bu gün dünyanın en zengin coğrafyalarından
biri olmasına rağmen, Kürt Halkı dünyanın en fakir halkları
arasında yer almaktadır.
Bugün Kürt halkı, bilinçli politikalar sonucu yoksulluk ve
işsizlikle karşı karşıya bırakılarak göç etmeye
zorlanmaktadır. Vatanlarını terk ederek uzaklara/ötelere
gitmek zorunda kalan Kürt Halkı'nı bekleyen asıl sorun ise,
gittikleri coğrafyalarda ve yaşayacakları toplumlarda
kendilerine hep "ötekiler" gözüyle bakılmak olacaktı.
Diasporaların sosyal nedenlerine baktığımızda karşımıza
çıkan ilk sorun; o halkın kimliğinin(milliyetinin), dilinin,
tarihinin, kültürünün, inancının, gelenek ve göreneklerinin
yaşanmasına engel olunması ve inkâr edilmesidir. Yaşadıkları
toplum ve sahip oldukları coğrafyalarında, hakları gasp
edilen halklar sosyal hayatlarını güvenceye almak ve devam
ettirmek için diasporaya mecbur kalmışlardır/
bırakılmışlardır. Kürt Halkı gideceği yerlerde ne ile
karşılaşacağından habersiz bir şekilde umuda yolculuğuna(!)
devam etmiştir. Tabi ki karşılaştıkları durum, başkalaşmadan
başka bir şey olmamıştır. "Varlığını, dilini, tarihini,
inancını, kimliğini, kültürünü inkâr edeceksin, kendin "sen"
olmaktan çıkacaksın ve "ben" olacaksın… Ancak bu şekilde
benimle birlikte yaşama hakkına sahip olursun…" Umut
yolculuğunun(!) sonunda Kürt Halkı’nı bekleyen akıbet buydu.
Kürt diasporalarını daha detaylı sunmaya çalışacağız. Bu
paralelde de öncelikle Kafkasya Kürdistanı'ndan başlamak
istiyoruz. Kürdistan tarihine baktığımızda, bazı Kürtler'in
de özellikle göz ardı ettikleri, Kürdistan'ın bu beşinci
parçası olan Kafkasya Kürdistan'ı, SSCB'nin de kurulmasıyla
birlikte uygulanan işgalci, faşist ve emperyal politikalar
sonucu tam bir kapalı kutu haline getirildi. Burada yaşayan
halkımızın; en başta kendi akrabalarından, komşularından ve
de dünyadan yalıtılmasıyla başlayan ve daha sonra dayatılan
zorluklar, sıkıntılar, sorunlar, işgaller, işkenceler,
sürgünler ve katliamlarla devam eden bir politikaya maruz
bırakıldıklarını görüyoruz.
Bugün Kürdistan'ın bu beşinci parçası, çoğunluklu olarak
Azerbaycan tarafından ve genel olarak da Ermenistan,
Nahçıvan ve Gürcistan tarafından bölünerek paylaşılmıştır.
Bu paylaşılmışlığı daha iyi anlamak için Kürt-Rus
ilişkilerinin tarihi arka planına bakmak gerekir.
Kürt-Rus İlişkileri
Kürtler, yüzyıllardan beri Aşağı Kafkasya'nın yerleşik
sakinleriydiler. Kuzey Kürdistan'ın Van, Ardahan, Iğdır
yörelerinden başlayıp Kuzey Azerbaycan'a bağlı Nahçıvan
Özerk Cumhuriyeti'nden uzanarak Ermenistan Cumhuriyeti'nin
Derelez, Vedi ve Sisyan bölgelerini de kapsayarak Kızıl
Kürdistan'a, oradan da tarihi Şeddadi Kürt Devleti'nin
başkenti Gence'ye dayanan araziler Kürtler'in yoğun olarak
yaşadığı bir Kürt bölgesi niteliğini taşımaktaydı.
19. yy.'ın sonu 20. yy.'ın başlarındaki Rusya-İran ve
Rusya-Osmanlı savaşlarında ve yerel isyanlar sonucunda
Osmanlı ve İran'a bağlı olan Kürdistan topraklarında on
binlerce Kürd'ün Rusya Hükümranlığı altındaki Kafkasya
topraklarına mütemadi göçleri baş gösterdi.
1917 Ekim Devrimi, Kürtler'i, Rusya'yı, daha çok tanımaya ve
bilmeye heveslendirdi.
Aslında Kürtler son yüz elli yıldan itibaren, siyasi açıdan,
Rusya ile olan ilişkilerinde her zaman olumlu yaklaşım
sergilemişlerdir. Rusya'nın Kürt politikası ise her zaman
için kullanma mantığının ötesine geçmemiştir. Stratejik bir
politikaya dönüşmemiştir. Bu iki taraf arasındaki ilişkiyi
Kürdistan Kurtuluş Önderlerinden Mela Mustafa Barzani'nin
Moskova'da ifade ettiği gibi "Kürtler; Fars, Irak, Türk ve
İngilizler'e karşı başlattıkları seksen isyanın altmışında
Rusya'ya yardım için başvuruda bulunmuş ve bir kaide olarak
bu desteği alamamıştır."
Rusya'nın, Kürdistan eksenli Ortadoğu politikaları her zaman
için önemini korumuştur. Bu nedenlerden dolayı Kürtler'le
olan ilişkilerini de bu temelde hep dengede tutmaya
çalışmaktadır. Siyasi varlığını açık veya gizli olarak her
zaman hissettirmeye çalışmıştır.
Diasporaları daha iyi anlamak için, Kızıl Kürdistan'ı,
kuruluşundaki özel nedenleri ve yıkılış nedenlerini de
bilmek gerekiyor.
SSCB'nin kurduğu Kızıl Kürdistan, Kafkasya Kürdistanı'nın
tamamını kapsamamakla birlikte, Ermenistan ve Azerbaycan'ın
aralarında anlaşamadıkları Dağlık Karabağ bölgesinde,
sınırlı ve stratejik bir alanı kapsamakta idi.
Yakın tarihe kadar Kızıl Kürdistan olarak anılan bölge; 10.
ve 13. yy. arasında Şeddadi Kürd Devleti sınırları
içerisinde kalmıştır. 1822 yılında Rus egemenliğine giren
bölge, 20 yy. başlarında Kafkas halklarının yoğunluklu
yaşadıkları bölgelerin kendi isimleri ile anılmaya
başlanmasıyla beraber Kürdistan olarak anılmıştır.
SSCB, 1923 yılında Kızıl Kürdistan Otonomi Bölgesini kurdu.
Ve yine yukarıda ifade edilen çıkar ve menfaat politikaları
gereği 1929’da tekrar dağıtıldı. Kızıl Kürdistan
otonomisinin kurulması; bölgesel, tarihi ve siyasi gerçekler
dikkate alınarak Moskova tarafından düşünülmüştü. Evet Kızıl
Kürdistan'ın varlığı, SSCB'ye sadece 6 yıl yaradı.
Kızıl Kürdistan Otonomi Bölgesi'nin yıkılmasından sonra
buradaki Kürtler’i bekleyen imha, inkâr, katliam ve
sürgünlerin başlama sinyalleri, Kürtler'e yönelik
politikalarda kendini hissettiriyordu. Bu süreçten sonra
Kürdistan tarihinde hiç unutulmayacak kadar derin izler
bırakan ve sistematik bir şekilde işleyecek olan diasporalar
başlayacaktı. Bu diasporaların ilki, 1937’de yaşanmıştır;
1937 SÜRGÜNÜ: 1937 yılında bütün SSCB çapında yüz binlerce
aydın, ileri görüşlü insan, "halk düşmanı” ismiyle
damgalanarak hapse atılmış, Sibirya'ya sürgün edilmiş ve
kurşuna dizilmiştir. Ancak 1937 kasırgasında, birçok diğer
uluslar gibi Kürtler'in payına düşen hak ise topluluklar
halinde diasporalara maruz kalmaktı.
"1937 yılının sonbaharında bugünkü Ermenistan ile Türkiye'ye
sınır olan boylarında ve Nahçıvan'daki onlarca Kürt yerleşim
birimi bu bölgeye daha önce yerleştirilmiş olan askeri
birliklerce kuşatıldı. Tüm erkekler tutuklandı, kadınlara ve
yaşlılara uzun yolculuğa hazırlık yapmaları için çok kısa
bir süre tanındı. Bundan sonra insanlar için yük arabaları
ile Orta Asya ve Kazakistan'ın bozkırlarına doğru ölüm
yolculuğu da başlamış oldu." (Aziz Ziyo Aliyev, Kazakistan
Kürtleri; s.,92)
Kürtler’in sürülmesi planı, 7 Temmuz 1937 tarihli bir
kararla hayata geçti. Bu kararda Ermenistan ve Azerbaycan
sınır boylarında yaşayan onbinlerce Kürd'ün Kazakistan ve
Özbekistan'a sürülmeleri öngörülmüştü. Kasım ayında
Kazakistan, Özbekistan ve Kırgızistan'a onbinlerce yaşlı,
kadın ve çocuk sürgün edilmiştir. Bu konuda incelemeler
yürütmüş olan Akademisyen Knyaz Mirzoyev; "1937 yılının son
baharında Kafkasya'dan Kazakistan'a 2000 Kürt ailesinin
sürüldüğünü" yazmıştır. (K.İ. Mirzoyev, Küçük Kürt
Ansiklopedisi; s., 53)
1944 SÜRGÜNÜ: Kafkasya'dan Orta Asya ve Kazakistan'a ikinci
Kürt sürgünü 1944' de gerçekleşir. Yine Kasım ayında,
sonbaharda başlayan 1944 sürgünün senaryosu 1937'dekinin
aynısı, ama koşullar daha da ağırdır. Bu defada gecenin geç
saatlerinde askerler aniden Kürt köylerini kuşatır.
Toparlanmaları için 3 saat zaman tanınır. Her aileye sadece
1000 kg. ağırlığında eşya götürmek için izin verilir.
1944 sürgünün talimatını bizzat Stalin vermiştir. Bu
sürgünle beraber yaklaşık 40 bin civarında Kürt'ün göç
ettirildiği tahmin edilmektedir. Kürtler Kazakistan'ın 14
eyaletine, 110'dan fazla yerleşim birimine, birbirlerine
km.'lerce uzaklıktaki köylere dağıtılmıştır.
Her köyde de en fazla 10 aile yerleştirilmiştir. Bu durum
Özbekistan'a ve Kırgızistan'a sürgün edilen Kürtler için de
aynıdır. Bu sürgünlerden sonra Kürtler'in başka köylere
yerleştirilmiş akrabalarını ziyaret etmeleri bile
yasaklanmıştır. Sadece izin kağıtları ile seyahat
edilebilmiştir. Ve çoğu zaman da bu izinler verilmemiştir.
Ayrıca SSCB parlamentosunun 26 Kasım 1948 tarihli kararı
uyarınca sürülen halklar, yeni yerleşim birimlerinde "ebediyen"
yaşamak zorundaydılar. Bu yerleşim birimlerinden kaçış ise,
20 yıllık "mecburi emek" ile cezalandırılmaktaydı.
1989 SÜRGÜNÜ: 1988'de Sovyetler’in çöküşüne iki yıl kala
Ermenistan'da bir sürgün daha yaşandı. 1988'de körüklenen
Azerî-Ermeni savaşı, Kafkasya Kürtleri'nin yaşamında derin
izler ve tahribatlar bıraktı. Azerbaycan vatandaşı Kürtler,
"vatandaşlık görevini yerine getirerek" Ermeniler'e karşı
savaşa zorlandı. Bu savaş sonrası her iki ülkede yaşayan
binlerce Kürt, devletler oyunundan dolayı ve başkalarının
çıkarları için canlarından oldular.
1989'da Ermenistan'da yaşayan Azeriler sürülmeye başlanmıştı.
Azeriler'le aynı dini paylaştıkları için Ermenistan'da
yaşayan Müslüman Kürtler de bu sürgünden nasibini almıştı.
Azerilerle savaşın sürdüğü bu dönemde ülkede hakim konumunda
olan Ermeni milliyetçi çevrelerinin fiziki, siyasi ve manevi
baskıları 20 bin Müslüman Kürt'ü, Ermenistan'ı apar topar
terk etmeye zorladı. İsmi konulmamış sürgün de bu şekilde
başlamış oldu. Ermenistan'dan kaçmak zorunda kalan
Kürtler’in bir kısmı soluğu Kazakistan'da aldı, bir kısmı
Rusya'ya sığındı, küçük bir kısmı da Azerilerle birlikte
Azerbaycan'a kaçtı.

