Ana Sayfa -----
Home
Devşirme’ Marşlarla Milliyetçilik
Ayşe Hür
“Üsküdar’a gider iken aldı da bir yağmur/Katibimin setresi uzun eteği
çamur… diye başlayan ünlü türkünün bestesi 1853-1856 Kırım Savaşı
sırasında İstanbul’daki Selimiye Kışlası’nda kalan ‘eteklikli’ İskoç
Alayı’na moral vermek için yazılmış ‘Donsuz askerler…’ diye ...başlayan
bir asker şarkısıdır. II. Mahmut döneminde (1808-1826) modernleşme
çabaları sırasında askerlere giydirilen setre ve pantolon mutaassıp
çevreler tarafından ‘sokağa donla çıkmakla’ eşdeğer görülmüş, özellikle
de ‘gavur mukallitliği’ denilen bu modernleşme hareketine çabuk uyum
gösteren eli yüzü katipler halkın diline düşmüştür. Bir İstanbul
külhanbeyi, bu katiplerle alay etmek için, Üsküdar yolu üzerinde olan
Selimiye Kışlası’nda kalan İskoç askerleri için yazılan marşın müziğine
Türkçe sözler yazar ve ünlü Katibim türküsü ortaya çıkar.
1974 Kıbrıs‘Barış Harekatı`ndan sonra bir Yahudi şarkısına Türkçe sözler
yazılmış ve ortaya Ayten Alpman’ın ünlü Memleketim şarkısı çıkmıştır.
1980 darbesinden sonra solcu mahkumları ‘millileştirmek’ için marş
niyetine binlerce kez çalındığı için bu gün pek çok eski mahkum, bu
şarkının adını duyduğunda bile ciddi bir gerginlik yaşar. On binlerce
Fenerbahçelinin coşkuyla söyledikleri Yaşa Fenerbahçe Marşı, Franko
dönemine ait faşist güfteli Viva L`Espanya (Yaşa İspanya) adlı İspanyol
marşıdır ve bugün İspanya’da pek çok kişi bu marşı duymaya tahammül
edemez. Ülkücülerin söylerken gözlerini yaşartan “Çırpınırdı Karadeniz/Bakıp
Türkün Bayrağına” türküsü 18.yüzyılda yaşamış Sayat Nova adlı Ermeni
sanatçının Kamança adlı şarkısının Türkçesi’dir.
AKP BİAT MI EDİYOR? Ama daha ilginci, Türklerin topluca ezbere
söyleyebildikleri nadir marşlardan olan Gençlik Marşı, İstiklal Marşı ve
10. Yıl Marşı’nın bestelerinin de ‘gayri-milli’ olduğu yolunda iddialar
var. Bunlardan 10. Yıl Marşı, 28 Şubat 1997 müdahalesinden beri rejime
iman tazelemek isteyenlerin ilk aklına gelen marş. Geçenlerde
AKP’ninGençlik Kolları 2. Olağan Kongresi’nde, Başbakan Erdoğan’ın
salona gelişi öncesinde 10. Yıl Marşı ve ‘Atatürk’ün İzindeyiz’ şarkısı
çalınması,Erdoğan Deniz Baykal’ı eleştirirken sık sık Atatürk’e vurgu
yapması aklımıza AKP de ‘iman tazeleyenlere katıldı?’ sorusunu getirmedi
değil. Nitekim Hürriyet başyazarı Ertuğrul Özkök de kendilerini ‘marşa
itibarını iade ettikleri ve zihniyet devrimi yaptıkları için’ kutlamıştı.
AKP eğer düne kadar eleştirdiği merkezle ittifak yapmaya karar
vermediyse, merkezi ‘Kim daha Atatürkçü?’ yarışmasıyla alt etmeyi
düşünüyor demektir ki, bu gerçekten ilginç bir duruma işaret ediyor.
Şimdilik işin bu yanını zamana bırakarak, “bu marşı 28 Şubat Marşı diye
küçümsemek”, “çok ama çok kötü bir şeydir”, hatta ‘tehlikeli bir
bölücülüktür’ diye gözdağı veren ‘Türkiye Türklerindir’ gazetesinin
başyazarının gazabına uğramayı göze alarak, üç ‘milli’ marşımıza da
yakından bakalım dedik.
Kemalist Güzelleme: 10.Yıl Marşı
Müziği ‘devşirme’ olan marşlardan bir diğeri bazı kaynaklara göre
İstiklal Marşı’nın yerine hazırlatıldığını söylenen 10. Yıl Marşı. Marş
adından da anlaşılacağı üzere 1933 yılında Cumhuriyet’in 10. yıldönümü
kutlamaları için hazırlanmış. Güftesi Faruk Nafiz(Çamlıbel) ve Behçet
Kemal’e (Çağlar), bestesi Cemal Reşit’e (Rey) ait olan marş, tüm dünyaya
bir zamanların ‘Hasta Adamı’ nın nasıl dirildiğini ve 10 yılda ne büyük
işler başardığını anlatmayı amaçlıyor. Marşı ilk kez 14 Ekim’de dinleyen
Mustafa Kemal’in marşı beğenmesi üzerine önce İstanbul’da Beyazıt ve
Taksim meydanlarında, Şehir Bandosu’nun eşliğinde marş talimleri
yapılmış, ardından bütün yurtta bir marş seferberliği başlatılmıştı.
Ancak 1940’larda çocukların ağzında ‘Hamama da gittik nalınla/ Annem
bizi yıkadı/Mis kokulu sabunla` şekline dönüşen marş, uzun süren bir kış
uykusuna yattı. Aradan yıllar geçti, doğru dürüst bir ikinci marş
bestelenemediği için olsa gerek 1990’larda Güneydoğu’da kan gövdeyi
götürünce Cumhuriyet’in bekasına ilişkin kuşkulara kapılan kesimler
tarafından tozlu raflardan indirildi ve yeniden dolaşıma sokuldu. Bunda
Cumhuriyet’in 75. Yılı için bestelenen marşın tutmamasının da rolü
büyüktü. 28 Şubat 1997’deTSK tarafından RP-DYP Koalisyonu’na verilen
muhtıra sonrasında ise adeta Kemalist bir meydan okumaya dönüştü. O
tarihten bu yanaTürkiye’yi iç ve dış düşmanların saldırı altında
hisseden kesimler, 10. Yıl Marşı’nı topluca okuyarak kendilerini güçlü
hissetmeye çalışıyorlar. Aynen mezarlıktan geçerken ıslık çalanlar gibi…
DEMİR AĞLAR. “Çıktık açık alınla on yılda her savaştan/On yılda on beş
milyon genç yarattık her yaştan/Başta bütün dünyanın saydığı Başkumandan/Demir
ağlarla ördük anayurdu dört baştan” şeklindeki ilk kıtada, Mustafa
Kemal’in asker kimliği öne çıkarılarak Milli Mücadeledönemindeki askeri
ve sivil mücadeleler vurgulanıyor ve aslında 14 milyon civarında olan
ülke nüfusu kafiye uğruna 15 milyona çıkarıldıktan sonra, Osmanlı
İmparatorluğu döneminden beri yönünü Batıya çevirmiş bir toplum olarak,
o dönemde medeniyetin sembolü olarak görülen ve eksikliği ciddi bir
eziklik yaratmış olan demiryolu meselesine atıfta bulunuluyor. Marşın
“Türk`üz, Cumhuriyet`in göğsümüz tunç siperi/Türk`e durmak yaraşmaz,
Türk önde, Türk ileri!” şeklindeki nakarat bölümünde ise o yıllarda pek
beğenilen Nazi Almanyası ile Mussolini İtalyası’nın esintileri var.
TÜRK’ÜZ. “Bir hızla kötülüğü, geriliği boğarız/Karanlığın üstüne güneş
gibi doğarız/Türk`üz, bütün başlardan üstün olan başlarız/Tarihten önce
vardık, tarihten sonra varız” şeklindeki ikinci kıtasının ilk dizesinde
Cumhuriyet’in yerini aldığı Osmanlı Devleti ve onu oluşturan tüm
unsurların nasıl algılandığına dair ipuçları var. İkinci dizede, malum
ırkçı tema tekrar karşımıza çıkıyor. Son dizeler ise dünyadaki bütün
dillerin Türkçe’den türediğini ileri süren Güneş Dil Teorisi ile,
dünyadaki tüm kültürlerin kökeninde Türklerin olduğunu ileri süren Türk
Tarih Tezi’ne bir gönderme.
“Çizerek kanımızla öz yurdun haritasını/Dindirdik memleketin yıllar
süren yasını/Bütünledik her yönden İstiklâl kavgasını/Bütün dünya
öğrendi Türklüğü saymasını” dizeleri ‘öz yurt’ tanımı ile
Anadolu’nunTürklere ait olduğunu bir kez daha vurgularken, her ne kadar
Birinci Dünya Savaşı sonunda imparatorluk topraklarının çoğu
kaybedilmişse de, son Osmanlı Meclisi’nde alınan Misak-ı Milli kararı
ile tarif edilen sınırların korunduğu tesellisiyle bitiyor.
SINIFSIZ KİTLE. “Örnektir milletlere açtığımız yeni iz/İmtiyazsız,
sınıfsız kaynaşmış bir kitleyiz/Uyduk görüşte bilgiye, gidişte ülküye
biz/Tersine dönse dünya yolumuzdan dönmeyiz” dizelerinde önce toplumsal
ayrışmayı ve sınıf oluşumunu rejime yönelik en büyük tehlike gören
zihniyetin icadı olan ‘halkçılık’ ilkesinin ifadesi olarak Cumhuriyet
rejiminin en kof hedefi vurgulanıyor, ardından bir İslam toplumundan
Batılı bir toplum yaratmanın çelişkilerini çözmek için Ziya Gökalp’in
icad ettiği ‘Batı medeniyeti-Türk/İslam kültürü’ sentezine atıfta
bulunuluyor. Marşın noktasını rejimi tehdit eden iç ve dış düşmanlara
verilen gözdağı oluşturuyor.
‘Şakıyan Üç Genç Kız’
Türklerin en çok bildiği ve sevdiği üç marştan biri olan “Dağ başını
duman almış, gümüş dere durmaz akar’ diye başlayan Gençlik Marşı,İsveçli
besteci Felix Körling`e ait bir ormancı şarkısı. Marşın asıl adı ‘Tre
Trallade Jantor’ yani ‘Şakıyan Üç Genç Kız’. Bazıları şarkının
sözlerinin erotik olduğunu söylüyor ama İsveççe bilmediğim için kontrol
edemedim. Marşın ‘millileştirilmesi’ 1900’lerin başında oluyor. İttihat
veTerakki Cemiyeti tarafından kurulan ‘paramiliter’ Osmanlı Genç
Dernekleri’ndeki gençlerin ‘milli duygularının yoğunlaşması için’Mektebi
Sultani’nin idman hocalarından Selim Sırrı(Tarcan) Bey müzik eğitimi
için gittiği Stocholm’den döndükten sonra aklına bir fikir geliyor.
Gerisini İstanbul Erkek Muallim Mektebi Türkçe öğretmeni Ali Ulvi(Elöve)
Bey’den dinleyelim: “Bir gün okulun uygulama odalarından birinde
çalışırken, Selim Sırrı Tarcan ziyaretime geldi. O günlerde pek gözde
olan bir İsveç marşı için yazmamı istedi. İstenilen güfte 4x4 veya 8
heceli olacaktı. Vakit geçirmeden çalışmaya koyuldum. I. Dünya
Savaşı’nın aleyhimize döndüğü yıllardı o yıllar. Gençlik ve halk kaygıya
kapılmıştı. Marş yazarken başlıca amacım bu havayı dağıtmak, gençlere
azim, ümit ve kalp vermek oldu…”
MUSTAFA KEMAL ÇOK SEVİYOR. Marş ilk kez Ali Ulvi Bey’in okulunda (bugün
St. Joseph Koleji) çalınır ve pek sevilir. Okul dışındaki ilk icrası ise
1916 yılının ilkbaharında Kadıköy’de İttihat Spor Çayırı’nda olacaktır.
Marşın Cumhuriyet döneminin en sevilen marşı olmasını ise Mustafa
Kemal’e borçluyuz. Önce Samsun’a giden Bandırma Vapuru’nun güvertesinde
yıldızlara bakarak dalgaların sesini dinlerken; Samsun’dan Havza’ya
giderken Çamlıbel mevkiinde arabası bozulduğunda ise yürüyerek Havza’ya
giderken güç toplamak için, yanındakilerle bu marşı söylemiş. Milli
Mücadele sırasında ordudaki subaylara moral veren marşın resmen ‘milli
marş’ olması ise ancak 20 Haziran 1938 tarihli, 2400 Sayılı Kanun’la
olmuş.
Bu bölümü eğlenceli bir anekdotla bitirelim: 1955`te İsveç`ten bir kız
jimnastik ekibi İstanbul`a gelir. Spor ve Sergi Sarayı`nda yaptıkları
gösteriyi piyano eşliğinde söyledikleri bir şarkıyla bitirirler. Şarkı
‘Tre Trallade Jantor’dur. O sırada salondaki bütün izleyiciler ayağa
kalkar ve ‘Dağ başını duman almış/Gümüş dere durmaz akaarrrrr….’diye
İsveçli sporculara eşlik eder. Durumu bilmeyen İsveç medyası olayı "centilmen
Türk seyircisinden jest" olarak yorumlar. Nereden bilsinler, tam 40 yıl
önce şirin şarkılarını millileştirdiğimizi…
İstiklal Marşı ve Karmen Silva Opereti
“Bir gün Orta Tedrisat Müdürü odasında çalışıyordum. Kalpağımı masanın
bir kenarına koymuştum. Kapı açıldı. İçeriye kısa boylu bir Erkanı
Harbiye Albayı girdi. Onu görünce ayağa kalktım, kalpağımı giydim.
‘Buyurunuz’ dedim. Bu zat ‘Ben, Garp Cephesi Erkanı Harbiye Reisi İsmet’
dedi. Kendisini masamın önündeki iskemleye buyur ettim, oturdu. ‘Beni
size Dr. Rıza Nur Bey gönderdi. Orduca karar verdik. Bir İstiklal Marşı
istiyoruz. Bunun güftesini ve bestesini ayrı müsabakaya korsunuz. Her
birini kazanana beşer yüz lira vereceğiz’ dedi. Emirlerini hemen
yapacağımı söyledim. O da kalktı gitti.” Bu satırlar 1921’deMaarif
Vekaleti’nde orta dereceli eğitimden sorumlu olan Kazım Nami(Duru) Bey’e
ait.
O sırada Ankara’da ev bulamadığı için, Taceddin Dergâhı’nda misafir
edilen ve Meclis’e Burdur Milletvekili olarak katılan ‘Çanakkale
Şehitleri’ ve ‘Bülbül’ şiirlerinin sahibi Mehmet Akif(Ersoy)’un
‘Milletin başarılarının para ile övülemeyeceğini’ düşündüğü için
yarışmaya katılmak istemediği, yarışmaya gönderilen 724 şiiiri gözü
tutmayan ‘Türkçü’ Maarif Vekili Hamdullah Suphi(Tanrıöver) Bey’in
kendisine yazdığı davet mektubundan sonra fikrini değiştirdiği bilinir.
MEHMET AKİF’İN ŞİİRİ SEÇİLİYOR. Ön elemeyi geçen yedi şiir, Mustafa
Kemal’in oturum başkanlığını yaptığı 12 Mart 1921 günü tartışmaya açılır.
İyi bir hatip olan Hamdullah Suphi, gür sesiyle Mehmet Akif’in şiirini
okuduğunda milletvekilleri büyük bir heyecana kapılırlar. Hamdullah
Suphi’nin başını çektiği bir ekip diğer şiirlerin okunmasına gerek bile
görmez ve oylamaya geçmeyi önerir. Buna itiraz edenler olur. Çünkü diğer
altı şiir Mehmet Akif’in şiirinden daha fazla ‘milli’ öğeler
taşımaktadır. Örneğin bu şiirlerde ‘Türk’ sözü geçerken Akif’in şiirinde
sadece ümmet anlamına gelen ‘ırk’ terimi vardır. Mustafa Kemal’in
konuşmasını takiben şiir iki kez daha okunur ve oylamaya geçilir. Şiirin
bazı yerlerinin tadil edilmesini gerektiğini ima eden Bolu Milletvekili
Tunalı Hilmi Bey oylamanın oldu-bittiye getirilmesinin marşın
meşruiyetini zedeleyeceğini ileri sürer ama sözünü dinletemez. Hamdullah
Suphi’nin el kaldırma usulüyle yaptığı oylamada Akif’in şiiri
‘çoğunlukla’ ‘İstiklal Marşı’ olarak kabul edilir. Bunlar olurken Mehmet
Akif, utangaçlığından başını kollarının arasına saklayarak, sırasının
üstüne kapanır. Oylama sonucu belli olur olmaz da heyecanla Meclis’i
terk ederek Taceddin Dergahı’na gidecek ve tebrikleri orada kabul
edecektir. Daha sonra Hamdullah Suphi Bey’e “Ben bu kadar güzel yazmadım.
Ama siz, çok güzel okudunuz.” diyecektir.
O günlerde büyük yoksunluk içinde yaşayan şair, yarışmanın başındaki
tutumunu sürdürecek ve 500 liralık para ödülünü Darü’l Mesai adlı hayır
kurumuna bağışlayacaktır. Mustafa Kemal daha sonra gazeteci İsmail Habib
Sevük`e, İstiklal Marşı`nın en beğendiği beytinin "Hakkıdır hür yaşamış
bayrağımın hürriyet/Hakkıdır Hakka tapan milletimin istiklâl" olduğunu
söyleyecek ve "bu milletten asla unutmamasını istediğim mısralar işte
bunlardır" diyecektir.
GÜFTECİ ÇOK BESTECİ AZ. Sıra beste yarışmasına gelmiştir. Aralarında
yine Kazım Karabekir’in olduğu 24 ‘besteci’ eser göndermiştir, yani
katılım düşüktür. Fakat o günlerde Yunan ordusuPolatlı’ya yaklaşmıştır.
Hükümetin ve Meclis’in Kayseri’ye nakli düşünülmektedir. Sonunda,
Meclis’te ordunun Sakarya’da savunma düzenine geçmesi fikri galip
gelerek, Ankara’nın tahliyesinden vazgeçilir ama yarışma unutulur gider.
Bunun üzerine bazı bestekarlar kendi bestelerini çevrelerinde ‘İstiklal
Marşı’ diye yaymaya başlarlar. 1924 yılında bu kargaşaya son vermek için
Milli Eğitim Bakanlığı’nda bir kurul oluşturulur ve Ali Rıfat(Çağatay)
Bey’in Türk müziği etkisindeki ‘acemaşiran’ motifli bestesinde karar
kılınır. Ancak 1930’da nedendir bilinmez, yeni bir emirle Riyaset-i
Cumhur Orkestrası Şefi Osman Zeki (Üngör)’ün Batılı tarzdaki bestesinin
‘milli marş olarak kabul edildiği’ memleketin dört bir köşesine
bildirilir. Batıcı modernleşme çabalarının bir sonucu olarak Türk
musikisinin gözden düşmeye başlayacağının ilk işaretidir
Kaynakça: Etem Üngör, Türk Marşları, Türk Kültürünü Araştırma Ens.
Yayınları, Ankara, 1966; Ahmet Hatipoğlu, Türk Musıkîsi Prozodisi, TRT
Yayınları, Ankara, 1988; Nusret Karanlıktagezer, İstiklal Marşı veMehmet
Akif Ersoy, 1986; Musiki Mecmuası, 1 Nisan 1954, S.74.
Ayşe Hür
Taraf Gazetesi
20.04.2008Bêhtir Bibîne...
|
|