Ergenekon İddianamesi açıklandı. Birilerinin
dört gözle beklediği iddianame birçok
yanıyla zaten basına sızdırıldığı için
beklenen heyecanı yaratmadı. Basın yayın
organları TV Kanalları alışkın olduğumuz
gibi magazinleştirerek verip bir güzel
reytinge çevirmeyi başardılar.
Herkes gibi ben de, Ergenekon İddianamesinin
sayfaları arasında dolaşarak kayboldum.
Benim açımdan hukuksal bir sonuca ; bu
kapsamda bir iddianamenin sayfaları arasında
dolaşarak ulaşmak çok zor. Benimkisi daha
çok bir yurttaş olarak memleketin halleri
üzerine bilgilenmek ihtiyacından
kaynaklanıyor.
Yeni bir şeyler öğrenebildim mi?
Evet.
Şaşırdığım şeyler oldu mu?
Ona da evet.
Eğlenceli bulduğum "işte bu biziz" dedirten
şeyler de bolca var iddianamede. Küfürlü
telefon konuşmaları, arkadan atıp tutmaları
seviyoruz. Hangi düzey ve mevkide olursak
olalım dedikodu yapmadan edemiyoruz.
Onca vatan millet edebiyatının yanında,
mevki ve parayı daha çok sevdiğimiz de
belgeliyor iddianame.
İddianamenin sayfalarında dudak uçuklatan
telefon konuşmaları, belgeler, tanıklar yer
aldığı gibi, pireyi deve yaptığı yanları,
gülümseten ayrıntıları da var. Kısacası; ne
ararsanız bulacağınız bir iddianame bu. Ama
şunu da hemen söylemekte yarar var; her şeyi
ile mutlaka ciddiye alınması gereken bir
iddianame ile karşı karşıyayız.
Bildiğimiz demeyeceğim, ama tahmin ettiğimiz
ve bir şekilde şüphelendiğimiz birçok şeyin
resmi bir yazıda yer alması ve bunun da
yayınlanmış olması önemli. Meclis Susurluk
Araştırma Komisyonun hazırladığı dosya da,
en az bu kadar kapsamlı ve önemliydi. Ama
ondan bir şey çıkmadı, çıkması engellendi.
Susurluk soruşturmasından bu yana her olayda
adlarını sıklıkla duyduğumuz kişiler bu
iddianamenin de zanlıları. O zaman korunan,
kollanmış olan bu kişilerin şimdi neden
korunmadığının mantıklı bir açıklaması
olmalı.
Belki de, bunu anlamak için yine iddianameye
dönüp orada bu sorunun yanıtını aramak
gerekiyor.
Bu gözle iddianameye bir daha baktığımızda,
iddianamenin Ergenekon yapılanmasının
devletle özellikle MİT ve Türk Silahlı
Kuvvetleri ile olan ilişkisi, MİT ve
Genelkurmay Başkanlığının savcılığa
gönderdiği yazılara dayanılarak yadsınıyor.
Buna göre derin devletten söz etmek
anlamsızlaşıyor. Bizim derin devlet
beklentimiz suya düşmüş olurken, karşımıza
çıkan da; devletle ilişkisi olmayan bir çete
örgütlemesi oluyor.
Ne yani, biz kendimizi derin devlet umacısı
ile boş yere mi korkutmuşuz?
Hayır, bu sadece derin devletle tanışmamız.
Türkiye'nin demokratikleş mesi, dışa
bağımlılıktan kurtulması ve küresel sermaye
tarafından kendi öncellikleri doğrultusunda
siyasi ve ekonomik yönlendirilmesinin son
bulmasının bir başka bahara kalması anlamına
geliyor.
Kuşkusuz, bütün bu öngörüler iddianameyi
elimizin tersi ile bir kenara itmemizi
gerektirmiyor.
Ancak; çok fazla beklentiye girmeden olup
bitenin Susurluk'tan bu yana derin devlet
ile ilişkili olduğuna inandığımız kişilerden
oluşan, ama zaman içinde devlet ile ilişkisi
kesilmiş olan unsurlar tarafından
oluşturulan bir çete yapılanması ile sınırlı
kalacağı da açıktır..
Çünkü adları fazlasıyla deşifre olmuş
kişilerin derin devletin içinde kalması ve
aynı görevlerde bulunması bu tür
yapılanmaların doğasına ve mantığına
aykırıdır.
Görünen o ki; derin devlet Susurluk'un
ardından yeni bir yapılanmaya gitmiş ve
deşifre olmuş unsurları hızla tasfiye
etmiştir.
Derin devletin kendilerine yıllar içinde
sunduğu birçok olanaktan vazgeçmenin zorluğu;
bu, işsiz güçsüz kalmış, değişik düzeyde
derin devletin içinde yer almış unsurların
boş durmadığı anlamına geliyor.
Sözü edilen çeteleşme tam da bu noktada
şekillenmiş olmalı. Geçmiş deneyimlerini ve
ilişkilerini kullanan bu unsurların derin
devlete paralel bir yapılanma ile hala derin
devletle ilişkili olduğu görünümü vermesi,
hiç de zor olmamıştır.
Örgüte, çalışmaları ve etkinlik alanlarını
genişletmede büyük kolaylıklar sağlamış olan
bu durum, şimdi Ergenekon Soruşturması ile
derin devlete, devletin derinliklerinde
izini kaybettirme olanağı verdiği için;
beklenen demokratikleş me ve devletin
çetelerden arınmasına hizmet etmeyecektir.
Şimdi, eğri oturup doğruları konuşmanın tam
zamanıdır.
Bırakın derin devleti, devletin kendisi ve
kurumları iki sıçramada bir çekirge
çevikliği ile hukuk dışına çıkabiliyorsa, en
sıradan devlet memurunun yargılanmasının
önünde duran yasal -çoğu keyfi- engeller
varsa ve askerler yurttaşlardan farklı bir
hukuk sistemine tabîseler; orada derin
devlete ulaşmak tasfiye etmek saflık değilse
nedir?
