TÜRK VE ARAPLARIN
KÜRTLERE YAPIĞI SOYKIRIM DEĞİL Mİ?
FREE KURDISTAN FORUMU
Posted by AYSE GUR on 22/12/2008, 14:45:04
9. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, PKKnın 1984te Şemdinli
ve Eruh baskınlarıyla başlayan süreci 29. Kürt İsyanı olarak
adlandırmıştı. Halbuki, 1921 Koçgiri, 1925 Şeyh Said ve 1939
Ağrı isyanları dışındakiler, devletin Kürtlere yönelik tedip,
tenkil ve harekatlarıydı.
1993te Süleyman Demirelin ifşa ettiğine göre, bir gün
Cumhurbaşkanı Turgut Özal, kendisine gizli bir yazı göndermiş ve
şöyle demişti: Sorunlu bölgeler, köyler ve dağlık bölgelerdeki
mezralardan başlamak üzere bölge kademeli olarak boşaltılmalıdır.
En fazla 150-200.000 kişi arasında olduğu tahmin edilen PKK
destekçilerinin ülkenin Batı bölgelerine dikkatli bir şekilde
yerleştirilmesinden sonra, PKKnın lojistik desteği kesilecek,
göç ettirilenlerin de yaşam standartları yükselecek. Bu gruba iş
vermede öncelik tanımak lazım. Dağlık bölgelerin boşaltılması
ile terörist örgüt izole olacak. Güvenlik güçleri derhal
harekete geçmeli ve bu bölgeleri kontrol altına almalı. Bu
kişilerin bölgeye dönüşlerinin önlenmesi için, bölgeye büyük
barajların yapılması bir diğer alternatiftir
deniyordu. (Turkish
Daily News&Turkish Probe, 16 Kasım 1993) Zamanın Genelkurmay
Başkanı Doğan Güreş, köylerin boşaltılması kararını doğrulamış
ve bunu PKKya karşı bir askeri strateji olarak tanımlamıştı.
(Reuters, 30 Temmuz 1994) Anlaşılan pragmatik Özal,
Osmanlıdan beri her başı sıkışan yöneticimizin başvurduğu
tehcirde büyük hikmet görmüştü. Hele de, bu kişilere gittikleri
yerlerde belli avantajlar sağlanırsa, entegrasyon (hadi olmadı
asimilasyon) mümkün olamaz mıydı? Olurdu belki ama, bakın neler
oldu.
NEO HAMİDİYELER . 1984'te PKK'nın Şemdinli ve Eruh
baskınlarından sonra, devlet Doğu ve Güneydoğu Anadoludaki
köyleri önce güvenilir ve güvenilmez diye ikiye ayrılmıştı.
(İkibine Doğru, 13-19 Aralık 1987) Güvenilir köyler,
Abdülhamitin Hamidiye Alaylarına asker veren aşiretlerdi. (Bu
aşiretlerin mensupları, 1950'li yıllara kadar eşleri
aracılığıyla devletten maaşlarını almaya devam etmişlerdi. Bir
okurumun söylediğine göre bunlar arasında Şeyh Said İsyanını
planlayan Azadi örgütünün başı olduğu için idam edilen Cibranlı
Halit Beyin eşi de vardı.) İlk korucular, Beytüşşebaplı Jirki
Aşiretinden seçildi. Aşiret reisi Tahir Adıyaman, bir savcıyı
ve yedi askeri öldürmekten dolayı idam istemiyle yargılanırken
devletle koruculuk anlaşması yaptı ve aşiretine mensup 336
cinayet sanığıyla birlikte takipten kurtuldu. Onu diğer
Hamidiye aşiretleri izledi. 4 Nisan 1985te 3175 sayılı Köy
Kanununa yapılan bir ekleme ile 57 bin korucuya asgari ücretten
maaş bağlandı, bunlara daha sonra 12 bin civarında da gönüllü
korucu eklendi.
ZORUNLU GÖÇ BAŞLIYOR . Güvenilmez aşiretler ise bazen açık
şiddet, bazen tehdit, bazen yıldırma, bazen de ikna yoluyla
köylerinden çıkarıldılar ve önce Batman, Diyarbakır, Hakkari,
Şanlıurfa ve Van gibi en yakın şehir merkezlerine göç ettiler.
Bazıları OHAL dışında kalan Adana, Gaziantep, Kahramanmaraş ve
Mersine göçtüler. Daha gözü kara olanlar Ankara, Antalya, Bursa,
İstanbul ve İzmirde şanslarını denediler. Devletin en son
araştırmasına göre zorunlu göç mağdurlarının sayısı 953.680 ila
1.201.200 arasına idi. (Ayrıntılı bilgi için Dilek Kurbanın
31.12.2006 ve 7.1.2007 tarihli Radikal 2lerdeki yazılarına
bakılabilir.)
Bu gariban nüfus, hem şehirlerin çeperlerinde, hem de
merkezlerdeki çöküntü bölgelerinde, onlardan gayri kimsenin razı
olmayacağı, mutfağı ve banyosu olmayan, yarı harabe konutlarda,
naylon çadırlarda, bidon evlerde 9-10 kişi sığışarak yaşamaya
çalıştılar. Bu zorunlu göçmenler hayata tutunmak için meşru,
gayri meşru bulabildikleri her işte bütün fertleriyle çalışmak
zorunda kaldılar. Çocuklarını okula gönderemediler. Zaten onları
kabul edecek okul bulmaları da zordu. Hal böyleyken, hastalıklar,
bunalımlar, intiharlar, şiddete başvurmalar, suça karışmalar hiç
şaşırtıcı değildi. Zorunlu göçün bir diğer sonucu, radikal
milliyetçiliğin artık Türkiyenin her köşesine yayılması oldu.
GERİ DÖNEBİLDİLER Mİ? Türkiye uzun bir süre problemi reddetti.
2002 yılında BM Yerinden Edilmiş Kişiler Temsilcisi Francis
Dengin raporu üzerine ilk diyalog başladı. Avrupa Birliği bu
sorunla 2003 yılında ilgilenmeye başladı. Peki devlet bu sorunu
çözmek için ne yaptı? Dönemin İçişleri Bakanı Abdülkadir
Aksunun Haziran 2005te yaptığı açıklamaya göre resmi rakam
olan 355,803 kişiden 125,539ü güvenli biçimde köylerine
dönmüştü. Ancak, 18 Kasım 2005te durumu yerinde görmek isteyen
İnsan Hakları Örgütü, Diyarbakırın Hazro ilçesinin Koçbaba
köyüne bir ziyaret yaptı. Devlet listesine göre 27 hane, 278
kişi geri dönmüş iken, köyde 13 hane ve 69 kişi yaşıyordu.
Yakındaki Çiftlibahçede ise hükümete göre 49 hane dönmüştü ve
rakam doğruydu. Diyarbakırın Lice ilçesine bağlı Duru köyünde
devletin listesine göre 207 hane ve 346 kişi varken, örgüt 10
hane buldu. Yine Liceye bağlı Dibek köyünde 16 hane değil,
kimse yoktu. Bingöle bağlı Esmataş ve Kırık köyleri hiç
boşaltılmamıştı ancak devletin listesinde geriye dönenler
arasında sayılmışlardı. Bazı durumlarda köyler geri dönmüş
olarak gösteriliyordu ancak köyü iskan edenler koruculardı.
Bunun gibi daha nice örnek vardı. (Human Rights Watch (HRW)
Report, 7 March 2005, Vol.17, No.2/D)
|
Me di vê belavokê de
çareserîya pirsa kurd û Kurdîstanê danîye ber çavan. Em bang û gazî li
kes, sazî, rêxistin, rewşenbîr, tezgeh û tendensên sîyasî, demokrat û
humanîst dikin ko piştgirîya banga me bikin.
Berdewam>>>
|