
Abdullah Öcalan’ın Atatürk aşkı biliniyor. Her görüşmesinde
Atatürk’ü övüyor. Yalçın Küçük, Abdullah Öclan’ın eskiden
beri kemalist olduğunu defalarca yazdı, söyledi. Türkiye’de
kemalistler, Atatürkçüler biliniyor. Bilinmeyen,
tartışılmayan Atatürk’ün kendisidir. Abdullah Öclan’ın öve
öve bitiremediği Atatürk’ün sadece bir tarafına, bilgili
olduğu iddiası, ve ona bağlı olarak Abdullah Öcalan’ın
görüşme notlarına değinmeğe çalışacağım.
Abdullah Öcalan’ın görüşme notları, Türk
devletinin Kürt milletine karşı uyguladığı politikasının bir
yansımasıdır. Abdullah Öcalan’ın söyledikleri ve bazen
terbiye sınırını aşan ifadeleri, Türk generallerinin
isteğidir. Abdullah Öcalan’ın Kürt Milleti dostlarına karşı
söyledikleri de tamamen Türk develtinin ilgi ve isteği
doğrultusundadır. Kürt milletine dost elini uzatan herkese
Abdullah Öcalan ve Türkler küfür ediyor. Abdullah Öcalan
Kürtlere Türk devletinin poltitikasını uyguladığı için ve
görüşme notları da bunun aracı olduğu için, devlet
içerisindeki çelişki, tutarsızlık ve cehaletin de ortaya
çıkmasına vesile oluyor.
Bu yazıda Atatürk’ün bilgili olduğu
iddiası üzerinde duracağım. Türklere göre Atatürk, eşi
benzeri olmayan, insan üstü bir yaratıktır. Atatürk ile
ilgili yazılan şiirlerde peygamber ve ilah olduğu iddia
ediliyor. Ezeli ve ebedileştirilen Atatürk, Türk’ün
köksözlüğü ve cehaletinin sadece ifades, değil, aynı zamanda
süreklilik kazanmasındaki önemli faktörlerden bir tanesidir.
Atatürk’ün ezeliliği, yani bir öncüsünün olmaması, özellikle
Türk ordusunun köksüzlüğü, geleneksizlik ve dayanaksızığının
önemli nedenlerinden bir tanesidir.
Önce Türklere genelkurmay başkanı olması
beklenen şimdiki kara kuvvetleri komutanı İlker Başbuğ’un
Atatürk’ünü bakalım.
İlker Başbuğ, 25 Eylül 2006 Kara Harp
Okulu eğitim öğretim yılı açilış töreni esnasında yaptığı
konuşmayı esas olarak Atatürk, ulus devlet ve kemalzimin
izahına ayırmıştır. İlker Başbuğ, Atatürk’ün enetellektüel
kabiliyetini ispatlamaya çalışıyor ve şöyle diyor:
[Atatürk’ün yaşamini eşsiz kilan
unsurlardan birisi de o’nun bir dahi olarak tanımlanmasıdır.
Oxford üniversitesi bilim adamlari o’nu
“çok üstün zekâya sahip bir insan, bir asker ama özünde bir
bilgin” olarak tanimlamaktadirlar.]
Ilker Başbuğ devamla:
”Atatürk'ün askerlikten tarihe, dilden
uygarlıklara, sosyolojiden psikolojiye, felsefeden ekonomiye
kadar uzanan ilgi alanının genişliğini ve okuduğu
düşünürlerle yazarları en iyi anlatan kaynak, özel
kitaplığıdır.”
İlker Başbuğ Atatürk’ün bir özel
kitaplığında 4000 üzerinde kitabın bulunduğu ve bunların
Ataürk tarafından okunduğunuö incelendiğini söylüyor ve
şöyle diyor:
[Çözülmesi gereken sayısız sorunla
karşılaşan bir lider için, kısa bir yaşama sığdırılan ve
üzerine not düşülecek kadar inceden inceye okunan 4000'i
aşkın kitap... Çankaya ve Anıtkabir'deki kitaplarına
baktığınız ve kenarlarına düştüğü dipnotları incelediğiniz
zaman göreceksiniz ki, "Atatürk’ün düşünce yapısı",
entelektüel temele dayanmaktadir. Bu nedenle o’nun düşünce
yapısı, gelecek yüzyıla da damgasını vuracaktır. Bu zengin
kitaplıkta, o'nun sorgulayarak ve dikkatle okuduğu kitaplara
koyduğu işaretler ve notlar, Atatürk'ün düşünce yapısı
hakkında bizlere önemli ipuçları vermektedir.]
İlker Başbuğ’a göre Atatürk; Descart’ı,
Kant’ı, Auguste Comte’yi, Jean Jacques Rousseau’yu,
Montesquieu’yu, Durkheim'i, Gobineau'nun, Ernest Renan ve
başka düşünür, filozof ve sosyolog’u okumuş ve incelemiştir.
İlker Başbuğ, Türk öğretmenlerin, ortaokul
öğrencilerine yaptığını, Kara Harp Okulu öğrencileri ve
esasında bütün Türklere yapıyor. Yani Türk yalanlarını, 21.
yüzyılın, Internet ve ’informasyon çağında’ tekrarlıyor.
Çaresizdir.
Şimdi Abdullah Öclan’ın Atatürk ile ilgili
söylediklerine bakalım.
Abdullah Öcalan hemen hemen her
görüşmesinde sözü Atatürk’e getirir ve Atatürkü över.
Atatürk’ün iyi olduğunu, çevresinin kötü olduğunu söyler.
Atatürk’ün antiemperyalist olduğunu ve emperyalizmi
yendiğini, becerikli ve bilgili olduğu için de oyunları
bozduğunu söyler. Kürt ulusal direnişlerinin de
emeperyalizmin oyunu olduğunu söyler.
Abdullah Öcalan Avukatları ile yaptığı
03-04-2004 tarihli ve apocu Internet sitelerinde yayınlanan
görüşme notlarında tekrar Atatürk’ü övüyor, onu işlediği
cinayetlerden temizlemeğe çalışıyor ve şöyle diyor:
"Çankaya'da kaldığı süre içinde bunları
anlamak için sürekli okuyordu, tarihi araştırıyordu. Ben de
burada bunu yapıyorum, sürekli okuyorum, kafama takılan bir
şeyi çözene kadar uğraşıyorum.”
Görüşme notlarının devamında da:
["Mustafa Kemal bu duruma taş koymuştur.
Bu büyük bir olaydır. İngilizlerin imparatorluk üzerindeki
emellerine taş koymuştur. Bunun için İngilizler Mustafa
Kemal'e müthiş öfke duymuştur ve onu Çankaya'ya kapatıyorlar.
Bununla Mustafa Kemal'den intikam alıyorlar. İşte Mustafa
Kemal, bunu gören ender insanlardandır. Mustafa Kemal bu
oyunları halkla bir araya gelerek bozmaya çalıştı. Ama bunun
önüne geçmek için O'nu Çankaya'ya hapsettiler.’]
Abdullah Öcalan’ın Atatürk’ü temizleme
çabaları bütün görüşme notlarında devam ediyor ve aynı
görüşmede:
”Mustafa Kemal'in etrafı ittihat
terakki kadrolarıyla kuşatılmıştı. Bunlar provokasyonlarla
bunun gelişmesini engellediler. İşte biliyorsunuz Şeyh Sait
olayı, yine Mustafa Suphi olayı. Menemen olayı. Mustafa
Suphi öldürüldü, Mustafa Kemal'in bundan haberi bile yoktu.”
diyor.
Şimdi Atatürk’ü Atatürk yapanlardan Falih
Rıfkı Atay’ın Atatürk ve latin alfabesi ile yazdıklarına
bakalım.
Sabah gazetesi şöyle yazıyor:
[Ertesi gün Mustafa Kemal'in yanına
giren Falih Rıfkı da, 'Q' harfinin gereksizliğini anlatır. O
günlerde yeni alfabede küçük harf kullanan Mustafa Kemal,
imzasında kullandığı miniskül (küçük harf) 'q'yu beğenmez.
Ve 'q'dan vazgeçilir. Bu olayı Çankaya adlı kitabında
anlatan Falih Rıfkı, şöyle ilave eder: "Bu yüzden 'q'
harfinden kurtulduk. Bereket, Atatürk 'q'nun büyük harf olan
'Q'yu bilmiyordu. Çünkü o, 'k'nın büyütülmüşünden daha
gösterişli idi."]
Bu neyi gösterir?
Bu Atatürk’ün;
- Latin alfabesini bilmediğini gösterir.
- Latin alfabesi ile yazılan hiçbir
dili de bilmediğini gösterir.
- Atatürk’ün latin alfabesi ile
tedrisat yapan yada Fransız, İngilzi, Alman dillerinin
öğretildiği herhangi bir okulda okumadığını gösterir.
- İngilizce, Fransızca veya Almanca
yazılan herhangi bir kitap, gazete dergi vb. yi
görmediği veya ciddi bir şekilde bakmadığını gösterir.
- Batılı filozof ve düşünürleri latin
alfabesi ile okumadığı, okuyamadığını gösterir.
Bu İlker Başbuğ, Abdullah Öcalan’ın
Atatürk ile ilgili iddialarının uydurma olduğunu gösterir.
Eğer Atatürk latin alfabesi ile yazılmış
bir kitabı eline almış olsaydı veya kitabı karıştırmış dahi
olsaydı, en azından latin alfabesinde büyük ve küçük
harflerin olduğunu bilirdi.

Figur 2
Çünkü, latin alfabesi ile yazılan
Fransızca, Almanca ve İngilizce, Atatürk yaşadığı zaman ve
çok daha önce de büyük ve küçük harfler ile yazılıyordu.
Geriye Atatürk’ün, batılı filozof ve
düşünürleri, Osmanlıcaya tercüme edilmiş kitaplardan okumuş
olması kalır.
Bunun mümkün olmadığını biliyoruz. Atatürk
yaşadığı sürece onun ’ullemalığına’ yetecek kadar kitap,
batı dillerinden Osmanlıcaya tercüme edilmemiştir.
Yani tamamen uydurmadır. Atatürk’ün okur
yazar olduğu da şüphelidir. Analfbet olması ihtimali oldukça
yüksektir. Sadece latin analfabeti değil, tamamen anlafabet
ihtimali oldukça yüksektir.
İlker Başbuğ Kara Harp Okulundaki
konuşmasında Atatürk ile ilgili bir şöyle diğyor:
”Görüldüğü gibi; Atatürk'ün tek bir
öğretinin, ya da düşünürün izleyicisi olmadığı, onların
hepsini değerlendirerek, üstün bir analiz yeteneğiyle bir
sonuca vardığı, açık olarak ortadadır.”
Abdullah Öcalan’ın ”Çankaya'da kaldığı
süre içinde bunları anlamak için sürekli okuyordu, tarihi
araştırıyordu.” iddiası tamamen uydurmadır ve bir Türk
yalanıdır. Atatürk Çankaya’da kaldığı zamanın büyük bir
kısmını içki’ye vermiş ve zamanı sarhoş geçmiştir. Alkolik
bir insanın ’inceleme’ yapması ise bir ’Çılgın Türk’
icadıdır.
Abdullah Öcalan sözü edilen görüşme
notlarında ”M. Kemal bir cumhuriyetçidir, aydınlanma
felsefesinden esinlenmiştir.” diyor. Ama bu mümkün
görünmüyor.
NOT
------
Figur 1 1200 yılların başında el
ile yazılmış bir kitabın bir sayfasından alınmıştır. Figur 2
1800’li yılların başında el yazması bir kitaptan alınmıştır.
Nisan 2008 |